
-günaydın!
(bu “günaydın” , pencerenin önünde durmakta olan ve sadece toprakla doldurulmuş gibi gözüken, kahverengi saksıdaki tohuma.)
önceki sabah fasulye ektim saksıya. Bilirim fasülyeyi ekmeden önce çimlendirmek gerekir ama o kadar bekleyecek takatim yok.iki gündür adını hatırlamaya calışıyorum: hani bir masal vardı.hani bir çocuk fasülye ekiyordu da toprağa, sonra o fasülyeyi merdiven yapıp çıkıveriyordu göğe.sonra dev midir devasal mıdır, bir adamla başı derde giriyordu,hani. Ah bir de altın yumurtlayan tavuk olacaktı masalın bir yerinde..
neyse efendim, benim derdim tavukla yada altınla değil zaten.(hele altın yumurtlayan tavukla hiç değil.)
ne diyorduk? Fasulye ektim saksıya. İnşallah şöyle göğe kadar uzanan bir de sırık bulucam yakın zamanda. Dikicem sırığı fasülyenin yanına . sırığa sarılan fasulyem de değecek gökkubbeye.. sonra ver elini gökyüzü.
Fasulyenin sırığa sarılması çok rmantik oldu sanırım. Neyse zaten yapmaz fasulye öyle şey. Olsa olsa koluna girer sırığın. Ve ondan sonra ver elini gökyüzü..
Diyeceksiniz bu kez fazla uçtun..
Ben de onu diyorum zaten. Çıkıcam gökyüzüne. Bulutların üstünde keyif çatıcam. Çayımı alacam elime, türkümü doluycam dilime.. bakıcam yeryüzüne.. sonra çözücem ne kadar sıkıntı varsa, aşağıda..
.
.
.
yok yok en iyisi vazgeçmek bu düşten. Yol yakınken çıkarayım ben, saksıdaki tohumu yerinden..
ne açlıklar biter, ne ölümler durur, ne gözyaşı kurur; yukarıdan bakmakla. Doğru değil hem bu tutturduğum yol..hem doğru olsa, bunca yıldır bize tepeden bakan büyüklerimiz çözmez miydi sıkıntılarımızı?
&&&
farz edin ki saksıda ki tohum dile geldi:
-tepeden bakmak istemiyorum!
-tepeden bakmanızı istemiyorum!!